Gaye Keskin

Çizerek geçen hayatımdaki rotayı, kaleme kırdığımdan beri yazıyorum...
Öykülerim

Vaveyla

Aralık 20, 2020

Gün bitmek üzere… Yağmur henüz dinmiş, denizin dalgaları kabarmış. Yamacımızdaki orman, sakladığı tüm güzel kokularını ayyuka çıkarmış.

Kayığa biniyoruz. Kayık eski, küreklerin suya değen kısımları küflü. Üç kişiyiz. Omzumdaki görünmez kuzgunumu saymazsak elbette. Ben otuz beşimdeyim. Kuzgunum üç yıldır benimle. Siyah uzun saçlarım; onun sığınağı. Sakallarım yuvası. Yalnız kaldığım her an kulağıma bir şeyler fısıldıyor ve beni hep yalnız sanıyor.

Tam karşımda oturan kişi ile henüz tanışıyoruz. Yirmili yaşların son deminde. Gözlerinde belirgin bir hüzün. Kısa, kumral saçları var. Yüz kemikleri alabildiğine zarif. İki elinin incecik parmaklarını birbirine geçiriyor. Boynunda puantiyeli bir fular. Yüzünde fondöten. Anlıyorum. Onun da benim kuzgunum gibi bir görünmezi var; içindeki kadını saklıyor.

Bir diğer kişi ile dün tanıştık. Kayığın kürekleri onun ellerinde. Esmer yüzünde, üç günlük sakalı var. Dudaklarında rüzgâr yanığı, dili hep dudaklarında. Bizden daha kısa boylu, daha sıradan. Bu yüzden simsiyah kıyafetlerimin arasında bir zebaniye benzeyen bedenimi süzüyor durmadan, sonra dönüp diğer adama bakıyor. Bir şeyler geveliyor ağzında, sanki bize gizliden sövüyor. Umursamıyorum. İki yanımızda uzanan ormanların arasından geçerken, çökmeye başlayan geceyi izliyorum.

“Bu içimize bir yolculuk,” diyor diğer adam, “gideceğimiz yere vardığımızda kendimizi bulacağız.”

Omuz silkiyorum. “Bana içimden kaçış olduğunu söyledi doktor, vardığımda kendimi kaybedeceğim.”

Gülümsüyor. İnci dişleri parıldayıp sönüyor ay ışığının altında. “Kendini sevmiyorsun demek ki,” diyor, “sevseydin bulmaya çalışırdın.”

Kuzgun aralıyor siyah gagasını, sivri ucuyla dürtüyor kulağımı. “Ona ne,” diyor kaba sesiyle, “senden ona ne?”

“Kıskanıyor musun?” diye mırıldanıyorum.

Adam ona söylediğimi sanıp doğruluyor. “Neden kıskanayım?”

Sallıyorum başımı, düzeltiyorum saçlarımı. Kuzgunumu boynumun arkasına doğru iteliyorum. “Sana demedim.”

Dönüp diğer adama bakıyor, sonra yeniden bana kayıyor devrik gözbebekleri. Bakışlarımı kaçırıyorum ondan.

Etrafımızdaki ormanı, sisler boğuyor. Gündüz uykusundan kalkan gece hayvanlarının sesleri çoğalıyor sislerin ardında. Belki kuzgunumu uçurmalıyım, diye düşünüyorum. Özgürlüğüne kanat çırpmalı.

Dudaklarımı gizleyip fısıldıyorum tüylerinin arasındaki küçük kulaklarına. “Gitmek ister misin?”

Öfkeyle bağırıyor, kelimeler boğuluyor boğazında, hiçbirini anlayamıyorum.

Kayıkçı küreklere daha sert asılıyor. “Sevgilisi ölen hanginiz?”

Bunu beklemiyorum, bu soru gardımı alaşağı ediyor. Kuzgunumun öfkesi de cılızlaşıyor, çığlığa dönüşüyor sesi. Adamın gözlerine bakıyorum. “Ben,” diyorum.

Diğer adam gözlerindeki hüzne, acıyı ekliyor. Derin bir nefesi iç ediyor. “Ne zaman?”

“Üç yıl kadar oldu,” diyorum. Kuzgunum gagasını kulağıma vuruyor. Canım yanıyor, içim kadar dışım acıyor. “Yeter!”

“Tamam,” diyor kayıkçı, “sakin! Ameliyata karar vermeye çalışan da sensin öyleyse.”

Diğer adam fularını düzeltip dudak kenarından gülümsüyor. Dudakları hızla dişlerinin ardına gidiyor. Zarif parmakları, saçlarını yoklayıp, yeniden dizlerinin üzerinde kendilerine yer buluyor.

Kayıkçı anlıyor, başka bir cevap beklemiyor, küreklere daha hızlı asılıyor.

“Şimdi biriniz görünmez hayvanınızı, yani omzunuzdaki ölü sevgilinizi gömeceksiniz; bir diğeriniz de kendinizi görünür kılacaksınız.”

Kaşlarım çatılıyor. Kuzgunum daha sert gagalıyor kulağımı. “Doktor mu söyledi böyle konuşmanı?”

“Ben de doktorum,” diyor, “ben söylüyorum.”

Diğer adam bedenini bana biraz daha yaklaştırıyor. Midem kaynamaya başlıyor. Kayık sallanıyor, adam buram buram sevgilim kokuyor. Gözlerim kararıyor, kuzgun kulağıma durmadan fısıldıyor. “Özledim,” diyor, “bekliyorum… Çok özledim.” Gözlerimi yumuyorum. Kokuya bırakıyorum kendimi. Sonra öpüyorum. Karşımdaki adamın dudaklarını durmadan öpüyorum.

Kendime geldiğimde kayık duruyor. Adam fularını saçlarına çekip gülümsüyor. Kuzgunum suskun. Kuzgunum ölü.

“Geldik,” diyor kayıkçı.

Başımı kaldırıyorum. İlk yola çıktığımız yerdeyiz. Birimiz hayaletini öldürmüş, diğerimiz bulmuş olarak…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir