Gaye Keskin

Çizerek geçen hayatımdaki rotayı, kaleme kırdığımdan beri yazıyorum...
Öykülerim

Ben, Kaos ve Diğerleri

By on Ocak 10, 2021

Gün ışığının göz bebeklerinize doğması kadar büyülü hiçbir şey yoktur. Bu yüzden, gölün kıyısındaki soluk yeşil kamp çadırımda değil, kanatlarının çıkardığı vızıldamayla beni bekleyen sivrisineklerin arasında uyuyordum. Etrafımda dönüp, tenime değmiyorlarsa, bunu gözeneklerimden sızan okaliptüs yağına borçluydum.

Geçen hafta bu sabah, sineklerin sessizleşmesi ile beraber, güneş en tepemde yerini aldı. Sırtımdaki kemiklerin ağrısına aldırmadan, gülümseyerek uyandım. Benim kıpırdanmamla beraber, Kaos iri gövdesini ayak ucumdan havalandırdı. Bedenine yapışan tüylerini silkeleyerek esnedi ve geniş çenesinin ardından kocaman dilini dışarı uzattı. Bakışlarımız kesiştiğinde, ikimizin de aynı komutu beklediğini anladım. Heyecanla doğrularak; “Hadi,” dedim, “bu kez kim kazanacak?” Havlama ve uluma arası bir sesle, öne arkaya atıldı. Büyük bir adalet timsali göstererek, benim yerimden kalkmamı bekliyordu. Doğrulmamla beraber, kocaman gövdesini sağa sola sallayarak, göle girdi. Tatlı su, yüzündeki tüylere çarparken, bir yandan doğasının ona emrettiğini yapıyor, ön patilerini hararetle büküp, yeniden açıyordu. Ayaklarım, suya değdiğinde, üzerime atıldı. Yeşil sularda kaybolduğumuzda, bu anı, hayatımın en huzurlu saniyesi olarak hafızama kazıyacağımı bilmiyordum.

Kaos, boşluk demekti… Evrendeki bilinmezlikti… ben Evren’dim, o benim sonsuzluğumdu.  Oysa benim hayatımda, içi dolu gözüken insanların yapamadığını yapıyor; tarifsiz bir boşluğu dolduruyordu.

Continue Reading

Öykülerim

Çiğ Süt

By on Ocak 2, 2021

Ayakları tıngırdayan iskemleye oturup, pazen geceliğimin, göğüslerimin üzerinde sallanan ipini çözdüm. Süt dolu damarları sızlayan memelerim, açığa çıktı. Bebeğimin dudaklarını aralayıp, sağ meme ucumu, henüz doğru düzgün ememeyen ağzına dayadım. Gözlerini aralamadan reflekslerini uyandırdı. Mememin kahverengi kısmını kavrayıp, emmeye çabaladı.

Sırtımı soğuk duvara dayayıp, yüzünü elimin tersiyle sevdim. Avuçlarını sıkıp, gerindi. Süt kokusunun sızdığı saçlarını kokladım. Hissetmişçesine gülümsedi.

Soğuğu büsbütün içeri üfleyen pencere kenarlıklarına baktım. Yatağa doğru kolumu uzatıp, pötikareli battaniyeyi aldım ve bebeğimin sırtını kapattım. Isındıkça uyku isteği çoğaldı. Emmeyi bırakıp, uykuya daldı. Ayaklarının altını okşadım, çenesi yeniden çalıştı.

Yüzümü pencereye çevirip, gecenin gri-siyah karanlığını izledim. Gündüzleri bahçeyi gölgeleyen, geceleri evin üzerini bir Tanrı misali örten, dalları birbirine karışan ağaca baktım. Kayın, rüzgârı sırtına alıp, dallarını hareketlendirdi. Sanki selam vermiş gibi, penceredeki manzaram titredi.

Continue Reading

Öykülerim

Vaveyla

By on Aralık 20, 2020

Gün bitmek üzere… Yağmur henüz dinmiş, denizin dalgaları kabarmış. Yamacımızdaki orman, sakladığı tüm güzel kokularını ayyuka çıkarmış.

Kayığa biniyoruz. Kayık eski, küreklerin suya değen kısımları küflü. Üç kişiyiz. Omzumdaki görünmez kuzgunumu saymazsak elbette. Ben otuz beşimdeyim. Kuzgunum üç yıldır benimle. Siyah uzun saçlarım; onun sığınağı. Sakallarım yuvası. Yalnız kaldığım her an kulağıma bir şeyler fısıldıyor ve beni hep yalnız sanıyor.

Tam karşımda oturan kişi ile henüz tanışıyoruz. Yirmili yaşların son deminde. Gözlerinde belirgin bir hüzün. Kısa, kumral saçları var. Yüz kemikleri alabildiğine zarif. İki elinin incecik parmaklarını birbirine geçiriyor. Boynunda puantiyeli bir fular. Yüzünde fondöten. Anlıyorum. Onun da benim kuzgunum gibi bir görünmezi var; içindeki kadını saklıyor.

Continue Reading

Öykülerim

Kökler ve Dallar

By on Mayıs 21, 2020

Karanlık çökünce, bazı kenar mahalle parklarında çocuk seslerinin yerini, kimsesiz, kimliksiz ya da yok sayılan insanların küfürleri alır. Son kuruşlarını saydıkları biralarının köpükleri ağızlarında dağılırken, sövdükleri geçmiş zaman insanlarıdır. Yanı başlarından geçerken, pek az kişi, onlara bakmaya cesaret eder. Sanki bakışları buluştuğunda, boyunları bıçakla incecik oyulacak ya da bacakları zorla aralanacak gibi hissederler. Kimisi haklıdır. Delik ceplerini yalnızlıkla dolduran bu adamların bazıları azılıdır. Ama kimisi haksızdır. Kaybettikleri çocukluklarını, sessiz parkın köşelerinde kovalayanlar da vardır.

Ve karanlık dinince, boş bira kutularının yanında, birkaç karga ve sokak köpekleri parktaki görevi devralır. Yine de bazı parklar, bugün ki gibi, cesetlerle uyanır…

* * *

Continue Reading

Öykülerim

Rupicola’nın Yolculuğu – Pompei

By on Mayıs 10, 2020

Toledo Caddesi’ni adımlayarak, Dante Meydanı’na varıyorum.

Şehrin puslu rüzgârı, sarısı çirkinleşmiş saçlarımı yalayarak, boynumu okşuyor. Yaşadığım anın sarhoşluğuyla, ilk kez dokunulmuş bir genç kız kıvamında gülümsüyorum.

Pembe spor ayakkabılarımın tabanları, zeminde hızla akarken, kapüşonu kürklü, turuncu, şişme montumun altında kalan bedenimin, zıngırdayışını duyuyorum. Soğuk hava, sanki bulduğu tüm boşluklardan bedenime doluyor, ürperiyorum.

Kollarımı gövdeme daha çok sardığımda, boynumda asılı duran fotoğraf makinesinin sert yüzeyi, vücuduma basınç yapıyor. Varlığını hatırlatan eski makineye bakıp, adımlarımı hızlandırıyorum.

Gişenin önündeki kalabalığa karışırken, Napoli Müzesi’nin davetkâr duran dış yüzeyini izliyorum. Sanki beni çağırıyor. Hızla içeri girmek için, delice bir istek duyuyorum. Allak bullak oluyorum.

Continue Reading